Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

8 tane "hayal" etiketli yazı bulundu "hayal" tagli diger ogeler resimler , videolar

masalüstü..

.
Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?

..

Ne çok eski ne de çok yeni vakitlerin birinde, bir kız çocuğu varmış. Hani haylice yaramaz bir çocukmuş bu kız. Huysuzmuş bir de üstelik. Annesine, babasına, arkadaşlarına dar edermiş dünyayı. Lafın kısası değme haylazlıklar ondaymış.

Babası ne etsek de bu kızı yola getirsek diye kara kara düşünürmüş. Adamcağız böyle çaresizlik içinde kıvranırken, in mi yoksa cin mi olduğu belli olmayan biri, bir oyuncak vermiş adama: al bunu kızına ver diyerekten. Baba bir hayli zaman anlamamış oyuncağın ne olduğunu- ne işe yaradığını. Çok evirip çevirmiş,bu kutu gibi oyuncağı. Sonunda “ Bizim kızı uslandırmaya fayda etmez ama belki bir iki gün sesini kestirir” diyerekten kızına verivermiş, oyuncağı.

O günden sonra kızı ne zaman görseler elinde bu oyuncak varmış. Dahası sesi soluğu çıkmaz olmuş kızın.

Baba bu kez de kızının bu suskunluğundan rahatsız olmuş. Kendi kendine “ ne olduysa o kutudan oldu, o kutunun ne olduğunu mutlak anlamam gerek” demiş. Ama gel gör ki kız o kutuyu elinden hiç düşürmez, onla yatar onla kalkarmış. Babası bir-iki kere istemiş oyuncağı kızından, ama almak ne mümkün. Kızın inadı tutmuş, göstermemiş dahi..

Bir gece, baba kızının uyuduğundan emin olup, gizlice alıvermiş kutuyu. Birkaç zaman öylece bakmış kutuya. “ Hay aksi şeytan, ne var bu kutuda. Bildiğin kutu işte” diye hayıflanmış. Tam kutuyu yerine bırakacakken görmüş içindekileri. Daha önce nasıl da fark edemediğine şaşırmış: kutunun içindeki üç bölmeyi. Bir parça daha yaklaşmış kutuya, ve ilk bölmede “bizi buradan kurtar!” diye bağrışan “çocukluğu, masumiyeti, mutluluğu” görmüş. Görmesiyle beraber de bir çığlık atıvermiş. Yüreği var gücüyle çarparken, cesaretini toplayıp ikinci bölmeye bakmış. Boş olduğunu görünce kuşkulanmış, yüreği bir fazla rahatsızlanmış. Son gücüyle üçüncü bölmeye bakmış. Bu bölmenin de çoğu boşmuş. Ama gördükleri içinde babanın yüreğini en fazla bu bölme rahatsız etmiş. Üçüncü bölmede kalan azıcık “hüzün” ün üzerine birkaç damla “aşk” bulaşmış.

Deminki çığlığı duyan kız, tatlı uykusundan uyandığında kutusunu göremeyip, soluğu babasının yanında almış. Babasını yere yığılmış bulunca n’olduğunu anlamış. Babası gözlerinde fer kalmamış halde sormuş:

- Bu nasıl oyuncak kızım?

Kız biraz ürkek, biraz cesur yanıtlamış:

- Bu benim masalüstüm baba! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!

&&&

Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?

İşte bu da benim masalüstüm! Solumla, yalanlarımla ve karanlığımla benim masalüstüm! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!

dilimlerivayesev5764_03 herkes kadar sıradandı önceleri: uykumun herhangi bir yerindeki herhangi rüyalarım..

sonraları tatlı bizli rüyalarım oldular. “biz” neydi? biz ne zaman “biz” olduk ki? ve nasıl “ben” oldum geri?

daha da sonraları sevimlinin de sevimlisi rüyalarım oldu. “sevimli” neydi? yada sevimsiz?

şimdi mi? rüya görmüyorum. ama ne yalan söyleyim, rüyalarımdan çok uykularımı özlüyorum..

yamalı ömür tahtası benimkisi..

Bugün..
öyle birgün işte..
uzaktan şöyle bir bakınca güzel,
kendi içime dalınca yine aynı..
aslına bakarsan hep aynı,hep eksik..
dün eksik, bugün eksik..
yeter artık getir benim eksik parçamı!
dön demiyorum,
gel demiyorum..
tek dediğim
geri ver götürdüklerini..

söyleyin peri kızına gelmesin artık!

emekli olmak istiyorum ben artık..


sihirli değneğin her dokunuşuyla toz pembe olan hayatımın peşinde koşturmaktan, aralıksız bindiğim balkabağının yaptığı arızalardan, saatin 12'yi her vuruşunda kaybettiğim cam pabucumu aramaktan yoruldum..


ocak başında külkedisi günler yaşamak istiyorum artık..


söyleyin peri kızına gelmesin artık, bir daha aşık olmak istemiyorum..

bumm!! yok oldu hayat

unbenanntdfg6nz - hava niye karanlık? dedim usulca.
- akşam oldu.. dedi

- peki ya gökyüzü niye ağlıyor? dedim sonra
- akşamın gelişinden ürkmüş de ondan, dedi
- iyi ama bu gökgürültüsü niye?
- üşümüş de titriyor gökyüzü..

..

- karanlıklarım, gözyaşlarım; hep akşama hazırlık şimdi. ama titremem sadece pişmanlığımdan..

uyumadım, içim geçmiş sadece..

Bir gece yarısı apar topar buluverdim kendimi karakolda. Sakince verdim ifademi. Bu halim hayrete düşürmüş olacak ki polis beyleri, biri sordu;
- hanımefendi bu sükunet niye? Sizi gören sanki buraya hırsızlık ihbarı için değil de, çay kahve içip sohbet etmeye gelmiş sanır.
“Haklı mıydı?” acaba diye geçirdim bir an içimden. Ne diye bu kadar sakindim ki? Biraz duraksadım. Ama sonra yine sakince cevapladım sorulanı;
imagesa - efendim tedirgin olmamı gerektirecek bir durum yok ortada. Buraya vatandaşlık görevimi yerine getirmeye geldim ben sadece. Yoksa uykularımı çalanın kim olduğunu da biliyorum, hiçbir zaman yakalanmayacağını da..

bir ömür aç kalsam..

vedigersacmalamalar_vanessa_baird1 " Onu vaktiyle evinde misafir etmişti, bu kadın. öyle çok sevmiş, öyle içi ısınmıştı ki Ona , gitmesini hiç istememişti. bu yüzden de bir çok ikramlarda bulunmuş, en güzel şekilde ağırlamıştı konuğunu. O da bu misafirperverliğin altında kalmamıştı. önce ışığıyla kadının kararmış yüreğini aydınlatmış, sonra da tüm sıcaklığı ile bütün evini ısıtmıştı.  gel zaman, git zaman aşık olmuşlardı. birbirlerini öyle çok seviyorlardı ki.. kadın bu sevginin gücüne çok inanıyordu ve hiç ayrılmayacaklarını, onun hiç gitmeyeceğini söylüyordu herkese. öyle ya nasıl da kenetlenmişlerdi birbirlerine. biter miydi hiç böyle bir sevda? kadın onun için neler yapmamıştı ki? Ondan öncesiyle ilgili ne varsa yok etmişti. O, kadının Onun için yaptıklarını görmezden gelemezdi herhalde.. tabiki gitmeyecekti. nankörlük etmeyecekti.

ama günün birinde kadın üşüyerek uyandı. O gitmişti. veda bile etmeden gitmişti. kadının  aşkı üşüyen  yüreğini ısıtmaya yetmedi. ama bir an olsun pişmanlık da duymadı, aşkından. biliyordu ki aşık olduğu ona geri dönecekti ve  O dönene kadar da onun aydınlattığı yer yüzü, kadının mutlu olması için kafi büyüklükteydi"

aslında çok kişi tanır buralarda bu kadını. ama hikayeyi başka türlü anlatırlar:

"bu kadın babasından kalan müstakil bir evde bir başına yaşamaktadır. uzun süren kış boyunca dışarı çıkış sayısı üçü beşi geçmez. bu süre zarfında aklını kaçırmış olacak ki, yaz geldiğinde kendini sokaklara atar, evine hiç girmez. bahçelerde parklar da yatar kalkar, olur. yazın sonlarına dogru bir gün, evinde ne kadar kışlık kazak, hırka varsa bahçesinde toplar ve büyük bir ateş çıkararak yakar. yakarken de bir yandan sözlerini uydurduğu şarkılar söyler; diye.. onu gören insanlar hayretler içinde diye düşünür. hastahaneye kaldırılır ancak doktorlar ruhsal sorunu bulunmadığını  söyleyerek taburcu ederler.

bir müddet sonra kış göz kırpar. kadın inatla üstüne kalın birşeyler giymeyi reddeder. bütünkışı üşüyerek geçirir. ve artık bahar gelmiştir. kadın bu arada yatak döşek yatmaktadır. komşuları yardım etmek ister ama o hepsini geri çevirir.bir süre sonra komşuları da bu inatçı kadınla ugraşmaktan vazgecerler.

yazın ilk günleri kendini gösterdiğinde, kadın da ruhunu teslim eder. komşularının onun öldüğünü anlaması epey bir vakit sonra olur.kadının eşyaları toplanırken, kadın tarafından yazılmış bir kağıt bulunur. pek çokları için manasız, karalamadan farksız olan şu  cümleler yazmaktadır  kağıtta;
"

iki hikayenin de ortak noktaları vardır aslında.. ama farklı olan yanları da coktur.. "hangisi dogrudur?" diye sorarsanız bence ikisi de dogru değildir. benim inandıgım hikaye bunlardan biri değildir. benim inandığım hikayede "kadın bilgiye aşıktır, aydınlıga aşıktır ve bunun için  mücadele etmiştir. geçmişini yada hırkalarını değil; cahilliği ve bilgisizliği yakmıştır, yok etmiştir. bu durum pek çokları tarafından yadırganmıştır. ama kadın onlara  cevap yetiştirmek  yerine  < aydınlığa olan açlığını>körüklemeyi tercih etmiştir"

&&&

aydınlanmaya duyulan açlık en güzel açlıktır. hep aç olmak ve hiç doymamak dileğiyle..

mutluluk beni ziyarete gelmiş..

topluyorum artık odamı. "yeter canım  ne bu pasaklılık" iyiden iyiye dağınık bir kız oldum çıktım ben..

önce şu yerlere serilmiş olan "kararlar" la başlasam hiç fena olmayacak sanırım. çoğunun son kullanma tarihi geçmiş. mesela şu; "kendime acı çektirmekten vaz geciyorum, artık" kararını kaç zaman önce ucuzluktan almıştım. eve getirir getirmez  bir köşede unutmuşum. bu vakitten sonra kullansam kesin zehirler. üzgünüm canım, seni de  -çöp torbasına- "bundan sonra az konuşucam", "beklemesini öğrenicem" ve "suçluluk duyacağım şeyler yapmayacam" kararlarının yanına gönderiyorum.

evet yerdekileri biraz topladım sayılır. şimdi de şu dolaptaki "hayaller" e bakmak gerek. üç-beş tanesi haricinde hepsi de eskimiş. ama olmaz ki böyle. hiç birşey üretmiyorum demek artık. ne kötü.. birkaç tanesi hariç onların da hepsini çöp torbasına gönderiyorum şimdi. bunları burada saklamak odayı kötü kokutmaktan başka bir işe yaramaz zaten.

bir de şu masanın üzerindeki "düşünce" yığınını temizlersem bir hayli toplanmış olacağım odamı. ama sanırım işin ene zor kısmı da burası. hangisi yeniydi hangisi eski bir türlü ayırt edemiyorum ki. ne kadar da iç içe geçmişler. hepsini kaldırıp atayım diyorum ama biliyorum ki içlerinden bazıları gerekli..
.
.
.
.
.

of saat kaç olmuş.. çok zaman aldı ama değdi, temizlendi odam bir hayli..
odam temizlendi ama hala karanlık..hay Allah nasıl da unutmuşum perdeler hala kapalı. şöyle bir çekiyorum perdeleri ve artık odam "umut ışığı"  ile aydınlık. odamın kapısı çalınıyor o sırada, açıyorum; mutluluk beni ziyarete gelmiş